Duygular · Kendilik · İyileşme
Duyguyu Bırakmak mı, Kendinden Kopmak mı?
Bazen “Artık umurumda değil.” deriz. Peki gerçekten bıraktık mı, yoksa hissetmemek için içimizdeki bir kapıyı mı kapattık?

Bazen başımıza gelen bir olaydan sonra kendimize şöyle deriz:
“Artık umurumda değil.”
“Boş verdim.”
“Beni eskisi kadar etkilemiyor.”
Bu cümleleri söylediğimizde o duyguyu geride bıraktığımızı düşünürüz. Belki gerçekten bırakmışızdır. Fakat bazen de hissetmemek için içimizdeki bir kapıyı kapatmışızdır.
Bir duyguyu gerçekten bıraktığımızı mı, yoksa o duyguya karşı duyarsızlaştığımızı mı nasıl anlayabiliriz?
Duyguyu bırakmak, onu yok saymak değildir
Bir duyguyu bırakmak, “Bunu hissetmemeliyim.” demek değildir. Tam tersine, içimizde olanı fark edebilmektir.
Göğsümüzdeki sıkışmayı, yüzümüzdeki sıcaklığı, boğazımızdaki düğümü ve karnımızdaki huzursuzluğu hissedebilmek…
Duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışmadan bir süre onunla kalabilmek ve “Şu anda bende bir şey oluyor.” diyebilmek…
Bastırmanın kullandığı bazı cümleler:
- “Saçmalama.”
- “Büyütülecek bir şey yok.”
- “Başkaları neler yaşıyor, sen buna mı üzülüyorsun?”
- “Güçlü olmak zorundasın.”
- “Kafana takma, geçer.”
Bu sözler kısa süreliğine rahatlatıcı olabilir. Fakat duyguyu anlamamızı sağlamaz; bazen yalnızca üzerini örter.
Bırakmak, hissederken özgürleşmektir. Duyarsızlaşmak ise özgürleşebilmek için hissetmeyi kapatmaktır.
Görünen duygu, her zaman asıl duygu olmayabilir
İçimizde ilk fark ettiğimiz duygu bazen yalnızca yüzeydeki duygudur. Bir şeyin ters gitmesinden yoğun biçimde kaygılanabiliriz. Fakat biraz daha yakından baktığımızda kaygının altında utanç, değersizlik veya aşırı sorumluluk hissi bulunabilir.
“Korktuğum şey gerçekleşirse, kendimle ilgili ne hissedeceğim?”
Utanmak ile utanç içinde yaşamak aynı değildir
Sağlıklı mahcubiyet, “Yanlış bir davranışta bulundum.” der. Kronik utanç ise “Ben yanlış bir insanım.” der.
Sağlıklı mahcubiyet davranışı düzeltmeye götürür. Kronik utanç ise insanı sürekli özür dilemeye, kendisini küçültmeye ve başkalarının bütün duygularından sorumlu hissetmeye götürebilir.
Asıl mesele utanmamak değil, utancın içinde kaybolmadan utanabilmektir.
Bazen görünen düşüncenin altında başka bir acı bulunabilir
Ölüm, kaybetme veya hayatın anlamsızlığı üzerine gelen düşünceler bazen gerçek bir varoluşsal sorgulamadır. Bazen ise insanın o sırada yaşadığı yetersizlik, çaresizlik veya yalnızlık hissiyle iç içe geçebilir.
“Bu düşünce gelmeden hemen önce hayatımda neyin altında eziliyordum?”
İnsan ruhu tek bir formülle açıklanamaz. Bu nedenle kesin hükümler vermek yerine, görünen düşüncenin daha derindeki hangi deneyimle ilişkili olabileceğine merakla bakabiliriz.
İçimizdeki koruyucu tarafla savaşmak zorunda değiliz
“Umurumda değil.” diyen tarafımız yeniden incinmekten korkuyor olabilir.
“Kimseye ihtiyacım yok.” diyen tarafımız terk edilmekten korunmaya çalışıyor olabilir.
“Her şeyi kontrol etmeliyim.” diyen tarafımız yeniden çaresiz kalmak istemiyor olabilir.
“En iyisi değilsem konuşmamalıyım.” diyen tarafımız eleştirilmekten veya küçük düşürülmekten korkuyor olabilir.
Bu tarafları susturmaya çalışmak yerine, neyi korumaya çalıştıklarını anlamaya ihtiyaç duyabiliriz.
Kendine sorabileceğin beş soru
- 1. Şu anda bedenimde ne hissediyorum?
- 2. Zihnimden hangi cümleler geçiyor?
- 3. Korktuğum şey gerçekleşirse kendimle ilgili ne hissedeceğim?
- 4. Bu tepki geçmişte beni hangi acıdan korumuş olabilir?
- 5. Bugün bu duygudan kaçmadan kendimle kalabilmek için neye ihtiyacım var?
İyileşmek hiçbir şey hissetmemek değildir
İyileşmek sürekli iyi hissetmek değildir.
Bazen korktuğunu fark etmek, utandığını kabul etmek, yetersiz hissettiğin hâlde hayatın içinde kalmak ve kaybetme ihtimalini bilirken sevmeye devam etmektir.
İyileşmek, bütün bu duyguları hissederken kendinden kopmamayı öğrenmektir.